ISSN 1300-0578
Cilt : 27 Sayı : 2 Yıl : 2019
Index
Membership
Applications

Hızlı Arama




JARSS: 27 (2)

Cilt: 27  Sayı: 2 - 2019

1.
İçindekiler
Contents

Sayfalar II - VI

DERLEME
2.
Kalıtsal Hemoglobinopatilerde Zor Karar: Kan transfüzyonu; ne zaman, nasıl, niçin?
Difficult Decision in Hereditary Hemoglobinopathies: Blood transfusion; when, how, why?
Şebnem Atıcı, Levent Özdemir
doi: 10.5222/jarss.2019.25743  Sayfalar 1 - 10
Orak hücreli anemi ve talasemi, dünyada en sık görülen kalıtsal hemoglobinopatilerdir. Kronik hemolitik anemi ile seyrederler. Yaşam kaliteleri için aralıklı kan transfüzyonuna gereksinim duyarlar. Sıklıkla dokuya oksijen sunumunda problem yaşayan bu hastalarda erken yaşlarda çoklu organ yetmezlikleri gelişir. Kan transfüzyonunun yan etkilerini sık yaşayan ve organ fonksiyonları sınırda olan bu hastaların anestezi yönetimleri oldukça zor ve karmaşıktır. Ne yazık ki, bugüne kadar hastalarda perioperatif komplikasyonların azaltılabilmesi açısından gerekli transfüzyon miktarı ve hemoglobin düzeyleri konusunda, kanıta dayalı, ortak bir görüş oluşturulamamıştır. Literatürde varolan veriler, özellikle preoperatif döneme odaklanmış, az sayıdaki randomize kontrollü çalışmalar ve olgu sunumlarıdır. Bu derlemede orak hücreli anemi ve talasemiler ayrı başlıklar halinde ele alınmış, hemoglobinopatili hastalara uygulanan perioperatif transfüzyonların gereklilikleri değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Sickle cell anemia and thalassaemia are the most common hereditary hemoglobinopathies in the world. They have chronic hemolytic anemia. These patients require intermittent blood transfusion for their quality of life. Multiple organ failure develops at an early age in these patients, who frequently have problems in delivering oxygen to the tissue. The anesthetic management of these patients who have frequent side effects of blood transfusion and whose organ functions are at the limit is quite difficult and complicated. Unfortunately, no evidence-based, shared opinion has been established about the amount of transfusion and hemoglobin levels required to reduce perioperative complications in these patients. The data available in the literature are few randomized controlled trials and case reports, especially focused on the preoperative period. In this review, sickle cell anemia and thalassemia are treated as separate headings and the necessities of perioperative transfusions applied to patients with hemoglobinopathy have been evaluated.

3.
Prophylactic use of antibiotics in the Intensive Care Unit
Hektor Sula, Rudin Domi
doi: 10.5222/jarss.2019.29491  Sayfalar 11 - 17
Objective: Infections during the intensive care treatment present a great continuous challenge to the physicians and to the patients. These infections can significantly increase the morbidity and mortality rates. Methods: One of the major issues to be addressed is the prophylactic use of antibiotics in intensive care units. The importance of infection prevention in critically ill patients is therefore based on its potential to reduce both morbidity and mortality.
Results: The relationship between this reduction and the prevention of the development of resistance remains unclear. The infections can also affect treatment costs, hospital stay, and patients’ prognosis.
Conclusions: This review tends to summarize all the topics regarding the prophylactic use of antibiotics, prevention of infections in intensive care units, and minimizing the resistance.

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
4.
Ultrasonografi Eşliğinde Infraklavikular Brakial Pleksus Blok Uygulamasında Kullanılan 3 Farklı Bupivakain Konsantrasyonlarının Karşılaştırılması
Comparison Of 3 Different Bupivacine Concentrations Used In The Ultrasound Guided Infraclavicular Brachial Plexus Block
Semih Başkan, Fahri Acar, Gökhan Demirelli, Hidayet Unal
doi: 10.5222/jarss.2019.22932  Sayfalar 18 - 23
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çift kör, randomize, prospektif çalışmada üst ekstremite cerrahisinde ultrason kılavuzluğunda infraklaviküler blok uygulamasında 3 farklı bupivakain konsantrasyonunu karşılaştırılması amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu klinik çalışma 18-65 yaşlarında dirsek, önkol, el bileği veya el cerrahisi geçiren 150 hasta üzerinde yapıldı. Hastalar eşit ve randomize olarak üç gruba ayrıldı (n = 50). Birinci gruba 20 mL% 0,5 bupivakain, ikinci gruba 20 mL% 0,375 bupivakain ve üçüncü gruba 20 mL % 0,25 bupivakain uygulandı. Duyusal ve motor blok başlangıç zamanı, cerrahi süresince motor blok skoru, ek anestetik ve analjezik gereksinimi, duyu ve motor blok gerileme zamanı, hasta ve cerrah memnuniyeti kaydedildi.
BULGULAR: Duyusal blok, motor blok ve cerrahiye uygunluk süresi başlangıcı % 0,25 grubunda diğer gruplara göre anlamlı olarak daha uzundu (P = 0.05). Motor blok skoru da % 0,25 bupivakain gruplarında daha düşüktü. En erken duyusal motor blok gerileme zamanı ve analjezik gereksinimi % 0,25 bupivakain grubunda kaydedildi. Hasta ve cerrah memnuniyeti farklı değildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu veriler sonucunda% 0.25 bupivakain konsantrasyonu dezavantajlı olmasına rağmen, etkili duyusal blokaj nedeniyle tam motor bloğun istenmediği hasta gruplarında tercih edilebilir. Erken postoperatif motor muayeneye imkan vermesi ve fizyoterapi planlanması açısından önemlidir.
INTRODUCTION: This double-blinded, randomized, prospective study compared 3 different concentrations of bupivacaine using the same total volume for ultrasound-guided infraclavicular block in the upper extremity surgery.
METHODS: This clinical trial was conducted on 150 patients aged between 18-65 years patients for elbow, forearm, wrist, or hand surgery. The patients were equally and randomly distributed into three groups (n=50).Under ultrasound imaging guidance, the first group received 20 mL of 0,5% bupivacaine, the second group 20 mL of 0,375% bupivacaine and the third group 20 mL of 0,25% bupivacaine into the brachial plexus cords. The onset time of sensory and motor block, surgical compliance time (SCT), motor block score at SCT, additional anesthetic and analgesic necessity, sensory and motor block regression time, patient and surgeon satisfaction were recorded.
RESULTS: The onset of sensory block, motor block and SCT were significantly longer in the 0, 25 % group than the other groups (P ≤ 0.05). Motor block score at SCT was also lower in the 0, 25 % bupivacaine groups. The earliest sensory-motor block regression time and analgesic necessity were recorded in the 0, 25 % bupivacaine group. The patient and surgeon satisfaction was not different.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Although 0.25% bupivacaine concentration is disadvantageous as a result of this data, it can be preferred in patients groups in which full motor block is not wanted due to effective sensory blockage. It is important for early postoperative motor examination and planning of physiotherapy

5.
Çocuk Hastalarda Fleksibl Fiberoptik Bronkoskopide Laringeal Maske Uygulaması: 125 Olgunun Değerlendirilmesi
Laryngeal Mask Airway Application in Flexible Fiberoptic Bronchoscopy in Pediatric Patients: Evaluation of 125 Cases
Gülsen Keskin, Mine Akin, Yeşim Şenaylı, Sibel Saydam, Devrim Tanıl Kurt, Sengul Ozmert, Feyza Sever, Güzin Cinel
doi: 10.5222/jarss.2019.36025  Sayfalar 24 - 29
GİRİŞ ve AMAÇ: Laringeal maske (LMA)’nın fleksibl fiberoptik bronkoskopi (FFB) sırasında kullanımı diğer havayolu araçlarıyla karşılaştırıldığında daha avantajlıdır. Bu çalışmada, çocuk hastalarda ffb’de havayolu idamesi için LMA kullanımının uygulama başarı oranları ve karşılaşılan postoperatif komplikasyonları hastaların demografik özellikleri, ASA risk grupları, anestezi süresi ve bronkoskopik tanıları ile değerlendirerek literatür eşliğinde gözden geçirilmesi planlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Mart 2013- Ekim 2015 tarihleri arasında FFB yapılan çocuk hastaların dosyaları geriye dönük olarak incelendi. Hastaların demografik verileri, FFB’de havayolu idamesi için kullanılan havayolu gereci (LMA, endotrakeal tüp, yüz maskesi), bronkoskopi endikasyonları, bronkoskopik tanıları, anestezi süresi, işlem sonrası desaturasyon, laringospazm, bronkospazm ve reentübasyon gereken hasta sayısı kaydedildi.
BULGULAR: Yaş aralığı 7 gün-18 yaş olan toplam 125 çocuk hasta değerlendirmeye alındı. Median yaş 44 ay (çeyrekler arası aralık 11.5-124), median ağırlık 15 kg (çeyrekler arası aralık 8-30) olarak bulundu. En sık FFB endikasyonu tekrarlayan akciğer enfeksiyonu (%26.4) idi. LMA hastaların %95.9’unda başarı ile uygulandı. Toplamda 7 hastada (% 5.6) geçici hipoksi, 1 hastada (%0.8) bronkospazm görüldü. İki hasta entübe edilerek yoğun bakıma alındı. Çok değişkenli logistic regresyon testi ile anestezi süresinin 45 dakikadan uzun sürmesinin komplikasyon riskini 7 kat arttırdığı saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: LMA yoluyla FFB çocuk hasta grubunda güvenli bir yöntemdir. Komplikasyon riski ASA risk grubu, yaş, kilo, LMA boyutları ile değil uzun anestezi süresi ile artmaktadır.
INTRODUCTION: Objective: The use of the laryngeal mask airway (LMA) during flexible fiberoptic bronchoscopy (FFB) is more advantageous compared to other airway devices. In this study, it was planned to evaluate the application success rates of the usage of LMA for airway maintenance in pediatric patients in FFB and the postoperative complications encountered, with demographic characteristics, ASA risk groups, duration of anesthesia and bronchoscopic diagnoses of patients, and to review with the literature.
METHODS: Methods: The files of pediatric patients who underwent FFB between March 2013 and October 2015 were reviewed retrospectively. Demographic data of the patients, airway device used for airway maintenance in FFB (LMA, endotracheal tube, face mask), indications of bronchoscopy, bronchoscopic diagnoses, duration of anesthesia, desaturation after the process, laryngospasm, bronchospasm, and the number of patients requiring reintubation were recorded.
RESULTS: Results: A total of 125 children with an age range of 7 days-18 years were included in the study. The median age of the patients was found to be 44 months (interquartile range 11.5-124), median weight was 15 kg (interquartile range 8-30). The most common indication for FFB was recurrent lung infection (26.4%). LMA was successfully performed in 95.9% of patients. In total, 7 (5.6%) patients had temporary hypoxia and 1 (0.8%) had bronchospasm. Two patients were intubated and taken to intensive care. Multivariate logistic regression test showed that the duration of anesthesia lasting longer than 45 minute (min) increased the risk of complications 7 times.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Conclusion: FFB by LMA is a safe method in the pediatric patient group. The risk of complications increases with the long anesthesia time, not with ASA risk group, age, weight and LMA dimensions

6.
A Prospective Randomized Comparative Study between Baska Mask, Proseal LMA and I Gel during Positive Pressure Ventilation in Laparoscopic Cholecystectomy
Ramkumar Dhanasekaran, Gautam Dilip Mehta, Aruna Parameswari
doi: 10.5222/jarss.2019.54254  Sayfalar 30 - 35
INTRODUCTION: Supraglottic airway devices with facility for gastric suction such as Proseal LMA and I gel have been successfully used for positive pressure ventilation in laparoscopic surgeries. Baska mask, a novel device with many unique features such as self-sealing membranous cuff and effective sump drainage system was designed in such a way that the perilaryngeal seal increases incrementally with increasing airway pressures. But Baska mask was not extensively evaluated to validate its use in laparoscopic surgeries.
Aim: The efficiency of Baska mask (B), Proseal LMA (P) and I Gel (I) are compared during positive pressure ventilation in laparoscopic cholecystectomy.
METHODS: Ninety patients of ASA physical status I-II planned for laparoscopic cholecystectomy were randomized into three groups (B, I, P) of 30 each. The study was proceeded with 88 (B-30, I-29, P-29) patients. Oropharyngeal leak pressure, insertion time, effective airway time and airway morbidity were assessed and compared between the three groups. Mean, Standard deviation, Paired sample t-test, one way ANOVA with Tukey's Post-Hoc test was used to analyse the data.
RESULTS: The oropharyngeal leak pressure at insertion time was 38.33 ± 4.353 cm of H2O for group B, 30.57 ± 2.174 cm of H2O for group I, 29.36 ± 2.706 cm of H2O for group P. The leak pressure was a statistically significant between group B and other groups.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Baska mask provided higher oropharyngeal leak pressure in comparison to other two supraglottic devices.

7.
Spinal Anestezi İle Sezaryen Yapılacak Gebelerde Pasif Bacak Kaldırma Uygulamasının Hipotansiyonu Önlemedeki Etkinliği
The Efficiency Of Preventing Hypotension By Passive Leg Raise Application In Pregnant Women Planned For Cesarean Section Under Spinal Anesthesia
Emin Mehmet İnce, Ali Sızlan, Serkan Senkal, Tarık Purtuloğlu, Umut Kara, Gokhan Ozkan, Ercan Kurt
doi: 10.5222/jarss.2019.65265  Sayfalar 36 - 44
GİRİŞ ve AMAÇ: Hızlı, derin, simetrik duyusal ve motor blok sağlayarak sezaryen için uygun şartları sağlayan spinal anestezide sempatektomiye bağlı bir komplikasyon olan hipotansiyon gebelerde yaklaşık %60-80 arasında görülmektedir. Çalışmamızda gebelerde pasif bacak kaldırma uygulamasının spinal anestezi sonrası oluşan hipotansiyonu önleme ya da derinliğini azaltmadaki etkinliğini belirlemek amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya spinal anestezi ile sezaryen yapılması planlanan 18-40 yaş arası 40 gebe dahil edildi. Tüm hastalara preoperatif 15 ml/kg kolloid yüklemesi ve antiasid profilaksisi sonrası L4-5 aralığından spinal anestezi yapıldı. Enjeksiyon sonrası pasif bacak kaldırma grubundaki hastalar supin pozisyona alınarak operasyon masası önceden işaretlenmiş olan pozisyona getirilip 30°’lik bacakların belden açılanması sağlandı. Kontrol grubundaki hastalar ise supin pozisyonda bırakıldı. Hastaların spinal anestezi öncesi ve sonrası 2., 4., 6., 8., 10., 13., 16., 19., 21., 24., 27. ve 30. dakikalardaki hemodinamik verileri kaydedildi. Ayrıca bebeğin kilosuna, APGAR skoruna ve kan gazı değerlerine bakıldı.
BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen hastaların demografik özellikleri benzerdi ve tamamında sezaryen için bilateral yeterli blok seviyesi elde edildi. Sistolik arter basıncı 4. ve 6. dakikalarda kontrol grubunda, 16. dakikada ise pasif bacak kaldırma grubunda daha düşük bulundu. Efedrine ihtiyaç duyan hasta sayısı, total uygulanan efedrin miktarı ve hipotansiyon insidansı pasif bacak kaldırma grubunda anlamlı olarak düşük bulundu. Neonatal değerlendirmede her iki grupta da anlamlı fark yoktu. Gebelerin sezaryen için geliş şekilleri, açlık süreleri ve bebeklerin kiloları arasında hem grup içi karşılaştırmalarda hem de tüm hastalara bakıldığında gruplar arasında fark olmadığı belirlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Spinal anestezi sonrası yapılacak pasif bacak kaldırma manevrasının hipotansiyonu tamamen önlemese de insidansını ve derinliğini etkin bir şekilde azalttığı belirlendi.
INTRODUCTION: Spinal anesthesia provides rapid, deep, symmetric sensory and motor block which is appropriate conditions for caesarean section. Spinal aneshesia induced hypotension is a complicaiton due to sympathectomy is seen approximately 60-80% of pregnant women.We aimed to determine the effectiveness of passive leg raise application in prevention or reducing the depth of hypotension occured after spinal anesthesia in pregnant women
METHODS: Forthy pregnant women, planned cesarean section under spinal anesthesia, between the ages of 18-40 were included in the study.After antacid prophylaxis and 15 ml/kg colloid was loaded preoperatively to all patients, spinal anesthesia was performed.After the enjection, passive leg raising group were in the supine position, operating table was already in marked position and articulated legs with 30° of angulation was achieved.Control group were left in the supine position.Patients’ hemodynamic values were recorded in before and 2.,4.,6.,8.,10.,13.,16.,19.,21.,24.,27.,30 minutes after spinal anesthesia.Also the baby's weight, APGAR score and blood gases were measured
RESULTS: Demographic characteristics of the patients were similar and bilateral adequate block level were obtained in all patients.Systolic arterial pressure were lower at 4. and 6. minutes in the control group and at 16. minutes in the passive leg raising group.The number of patients who need ephedrine and total amount of ephedrine was significantly lower in the passive leg raising group.There was no significant difference in both groups in neonatal evaluation.Considered all patients, as well as intra-group comparisons, there was no difference between the groups with regard to presentation style of pregnant women for cesarean, periods of fasting and weight of infants and hypotension insidence
DISCUSSION AND CONCLUSION: Although passive leg raise maneuver after spinal anesthesia did not prevent hypotension completely, it was determined that it effectively reduced its incidence and depth.



8.
Modifiye Radikal Mastektomi ve Aksiller Lenf Nodu Diseksiyonunda Ultrason Eşliğinde Yapılan Yüzeyel Serratus Plan Bloğunun Akut Postmastektomi Ağrısına Etkisi: Randomize Kontrollü Çalışma
The Effect of Ultrasound Guided Superficial Serratus Plane Block For Acute Post mastectomy Pain After Modified Radical Mastectomy and Axillary Lymph Node Dissection: A Randomized Controlled Study
Ahmet Murat Yayik, Ali Ahiskalioglu, Muhammet Mustafa Sulak, Elif Oral Ahiskalioglu, Muhammet Ahmet Karakaya, Erkan Cem Çelik, Erdem Karadeniz, Haci Ahmet Alıcı
doi: 10.5222/jarss.2019.85570  Sayfalar 45 - 51
GİRİŞ ve AMAÇ: Meme kanseri kadınları etkileyen en yaygın kanser türüdür. Her yıl binlerce hasta meme ve aksiller bölgeden cerrahi geçirmektedir. Bu cerrahi esnasında çok ciddi bir akut postoperatif ağrı meydana gelmektedir. Ultrasonografini kullanımının son yıllarda rejyonel anestezi pratiğinde artmasıyla birlikte plan blokları da oldukça popüler hale gelmiştir. Bunlardan birisi de serratus kasının üzerine veya altına lokal anestezik yayılımı ile tanımlanan serratus plane bloğudur (SPB). Bu çalışmanın amacı meme kanseri nedeniyle modifiye radikal mastektomi ve lenf nodu diseksiyonu yapılacak hastalarda yüzeyel SPB’nun postoperatif opioid tüketimine etkisini araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Etik onam alındıktan sonra 18- 65 yaş arası, ASA I-III modifiye radikal mastektomi ve aksiller lenf nodu diseksiyonu yapılacak olan 48 hasta randomize olarak serratus blok (grup SPB, n=24) veya kontrol grubu (grup K, n=24) olarak iki gruba ayrıldı. SPB grubuna ultrasound eşliğinde 30 ml %0,25’lik bupivakain serratus kası üzerine SPB uygulandı. Grup K’ya ise ultrasound eşliğinde 2 ml salin subkutan cerrahi öncesi uygulandı. Postoperatif dönemde 12 saatte bir 50 mg dexketoprofen trometamol ve intravenöz fentanil ile hasta kontrollü analjezi düzenlendi. Aktif ve pasif visual analog skala (VAS) ile postoperatif analjezi değerlendirildi. Opioid tüketimi, ek analjezi ihtiyacı ve opioid ile ilişkili yan etkiler ilk 24 saatte kaydedildi.
BULGULAR: SPB grubu 24 saatlik fentanil tüketimi açısından kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (123,96±72,04 vs 345,83±207,56 sırasıyla p<0,001). Hastaların postoperatif tüm ölçüm zamanlarında VAS değerleri Grup SPB’de kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşüktü (p<0,05). Ek analjezik ihtiyacı; Grup SPB’de kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşüktü (3/24 vs 9/24 sırasıyla p=0,046).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Yüzeyel SPB; MRM ve AD cerrahisinde kolay uygulanabilir olması, mükemmel bir analjezi sağlaması ve opioid tüketimini azaltmasıyla postoperatif ağrı yönetimi için güvenle kullanılabilir.
INTRODUCTION: Breast cancer is the most common type of cancer affecting women. Every year thousands of patients have surgery on breast and axillary region. Serious acute postoperative pain occurs during this surgery. In recent years the use of ultrasound in regional anesthesia practice, plane blocks has become popular in anesthesiology practice. One of them is the serratus plane block (SPB) defined by the spread of local anesthetic superficial or deep to the serratus muscle. The aim of this study is to investigate the effect of superficial SPB on postoperative opioid consumption in patients who underwent modified radical mastectomy (MRM) and axillary lymph node dissection (AD).
METHODS: After ethical board approval 48 patients, between aged 18-65, ASA I-III undergoing MRM and AD surgery were randomized 2 groups. Group control ( Group C, n=24); received ultrasound guided 2 ml 0,9% salin subcutaneusly, Group SPB (Group S, n=24) received ultrasound guided SPB with 0,25 % bupivacaine 30 ml. Postoperative analgesia was performed intravenously in the 2 groups twice a day with dexketoprofen trometamol 50 mg and patient-controlled analgesia with fentanyl. Postoperative analgesia was evaluated using the visual analog scale (VAS). Opioid consumption, additional analgesia requirement and opioid related side effects were recorded during the first 24 hours after surgery.
RESULTS: The 24-hour opioid consumption was significantly lower in the SPB group compared with the Control group (123,96 ± 72,04 mcg vs 345,83 ± 207,56 mcg respectively p<0,001). Compared with control, the VAS score was statistically lower in the SPB group during all measurements time (P < 0.05). Rescue analgesia requirement was statistically lower in the SPB group than Control group (3/24 vs 9/24 respectively, p<0.046).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Superficial SPB can be used safely in the management of pain for MRM and AD surgery as it is easy to perform, provides excellent analgesia and reduces opioid consumption.

9.
Geriatrik Hastaların Dental Tedavilerinde Anestezi Yönetimi
Anaesthesia Management in Dental Treatment of Geriatric Patients
Hatice Akpınar
doi: 10.5222/jarss.2019.46855  Sayfalar 52 - 56
GİRİŞ ve AMAÇ: Dental tedavilerin büyük bir kısmı lokal anestezi ile yapılmaktadır. Ancak genel anestezi ve sedasyonun da gerekli olduğu dental işlemler olabilir. Geriatrik hastalarda anestezi normalden daha risklidir.Bu çalışmada amacımız anestezi açısından ciddi riskleri olabilecek yaşlı hastalarda, uygulanan anestezik yaklaşımları literatür eşliğinde tartışmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastanemiz genel anestezi ameliyathanesinde 2014 nisan-2018 nisan tarihleri arasında tedavi olmuş 8535 hasta incelendi. 65 yaş ve üzeri 42 hasta dosyası retrospektif olarak değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Hastaların %61.9’u kadın, %38.1’i erkekti. Hastaların %48’ine ise genel anestezi uygulandı. 16 hastada nazal entübasyon yapılırken 4 hastada oral entübasyon yapıldı. Ortalama anestezi süresi 75.52 dakika olarak kaydedildi. Hastaların %35’inde postoperatif analgezi için lokal anestezik infiltrasyonu, %35’inde tramadol, %15’inde paracatemol, %5’inde nonsteroid antienflamatuar ilaç kullanıldı. Eşlik eden en sık yandaş hastalık hipertansiyon ve diyabetti. Hastalar en çok antihipertansif, oral antidiyabetik, antiaritmik ve antikoagülan ilaç kullanmakta idiler.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Anestezi açısından geriatrik yaş grubu özellikli bir hasta grubudur. Yaşlı hastalarda yapılacak dental cerrahi işlem için genel anestezi tercih edilecekse oluşabilecek komplikasyonları azaltmak için; bu yaş grubunun fizyolojisi, eşlik eden yandaş hastalıkları ve sürekli kullandıkları ilaçların anestezik etkileşimleri konularında daha dikkatli davranarak sorunsuz bir anestezi süreci yönetilebilir kanaatindeyiz.
INTRODUCTION: Most of the dental treatments are performed by local anesthesia. However, there may be dental procedures where general anesthesia and sedation are required. General anesthesia in geriatric patients carries more risk. The aim of this study is to discuss the anesthetic approaches in elderly patients who may have serious risks for anesthesia.


METHODS: 8535 patients who were treated between April 2014 and April 2018 in the general anesthesia operating room of our hospital were examined. The records of 42 patients aged 65 years and older were evaluated retrospectively.
RESULTS: 61.9% of the patients were female and 38.1% were male. General anaesthesia was used in 48% of the patients. Nasal intubation was performed in 16 patients and oral intubation was performed in 4 patients. The mean duration of anesthesia was recorded as 75.52 minutes. In 35% of the patients, local anesthetic infiltration for postoperative analgesia, tramadol in 35%, paracatemol in 15% and nonsteroid antiinflammatory drug in 5% were used. The most common concomitant disorder is hypertension and diabetes. The patients were mostly using antihypertensive, oral antidiabetic, antiarrhythmic and anticoagulant drugs.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Patients with geriatric age are at risk for anesthesia. In order to reduce the complications that may occur if general anesthesia is preferred for dental surgery in elderly patients; we are more concerned about the physiology of this age group, accompanying comorbidities and the anesthetic interactions of the drugs they use.

10.
Bariatrik Cerrahide Havayolu Yönetimi Deneyimlerimiz
Airway Management Experiences In Bariatric Surgery
Betul Kocamer Simsek, Yunus Baydilek
doi: 10.5222/jarss.2019.68077  Sayfalar 57 - 62
GİRİŞ ve AMAÇ: Obez hastalar, obez olmayan hastalara göre havayolu morbiditesi açısından daha risklidirler. Ancak literatürde, obezlerde zor trakeal entübasyon ve zor maske ventilasyonunu ön gösterecek faktörler ile ilgili çelişkili veriler bulunmaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Laparoskopik sleeve gastrektomi ameliyatı geçiren 196 hasta çalışmaya dahil edildi. Rokuronyum ile nöromüsküler blokaj (NMB) sağlandı. Ameliyat sonunda, sugammadeks ile NMB'nin tamamen geri dönüşü sağlandı. Mallampati skorları, Cormack-Lehane skorları, entübasyon deneme sayısı, ventilasyon ve Obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS) verileri kaydedildi.
BULGULAR: Mallampati skoru 4 zor ventilasyon durumu ve OUAS ile ilişkili bulundu. Ayrıca, Cormack-Lehane skoru 4 olan hastaların hiçbiri ilk denemede entübe edilemedi. Daha yüksek Cormack-Lehane skorları (3 ve 4), daha zor ventilasyon durumu ve OUAS ile ilişkili bulundu. Standart indüksiyon ve transtrakeal entübasyon sırasında, anestezi uzmanlarında endişe duyusu hiç, orta ve yüksek olarak sorgulandı. Standart indüksiyon ve transtrakeal entübasyonun % 98.5'i sırasında anestezi uzmanları endişe durumlarını "hiç" olarak belirttiler. OUAS ileri yaş ile ilişkili bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: BMI tek başına zor entübasyonu öngörmezken, obez hastalarda anatomik nedenlerden dolayı maske ventilasyonu tahmin edilebileceği gibi zordu. OUAS hastaları ve yüksek Mallampati skoru (3 ve 4) olan morbid obez hastaların entübasyonu zor olabilir. Ameliyathanede sugammadeks varlığı anestezistleri cesaretlendirmektedir.
INTRODUCTION: Obese patients are hazardous due to airway morbidity as against to the non-obese. However, there are contradictory data about predicting factors of tracheal intubation and mask ventilation in morbidly obese people.
METHODS: We studied 196 patients undergone laparoscopic sleeve gastrectomy surgery. Neuromuscular blockade (NMB) was achieved with rocuronium. At the end of the surgery, complete reversal of NMB was obtained with sugammadex. Mallampati scores, Cormack-Lehane scores, number of intubation attempts, ventilation and OSAS descriptives were recorded.
RESULTS: Mallampati 4 scores were related to higher difficult ventilation situation and OSAS. Also, none of Cormack-Lehane 4 scores were intubated at first attempt. Higher Cormack-Lehane scores (3 and 4) were related to higher difficult ventilation situation and OSAS. During standard induction and transtracheal intubation, the sense of concern in anesthesiologists was recorded as none, moderate and high. During 98.5% of standard induction and transtracheal intubation, anesthesiologists declared they had no concerns. Difficult ventilation situation was not related to age. OSAS was related to higher ages.
DISCUSSION AND CONCLUSION: BMI is not a predictable factor for difficult intubation,however difficult mask ventilation can predict difficult intubation in obese patients because of anatomical reasons. Also presence of obstructive sleep apnea syndrome (OSAS) and high Mallampati class situations may cause difficult intubation. Presence of sugammadex in the operating room may encourage anesthesiologists.

OLGU SUNUMU
11.
Epidural Steroid Enjeksiyonu Sonrasında Gelişen Bir Herpes Zoster Olgusu
A Case Of Herpes Zoster Following An Epidural Steroid Injection
Bülent Barış Güven, Fulya Yurtsever, Temel Güner, Sedat Temircan, Ömer Bakal, Ayşın Ersoy
doi: 10.5222/jarss.2019.54154  Sayfalar 63 - 66
Herpes zoster arka kök ganglionlarında latent olarak kalan Herpes zoster virusun, özellikle malignite, enfeksiyon, steroid kullanımı veya kronik böbrek yetmezliği gibi bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlarda, reaktivasyonu sonucu oluşur. Bunların bir kısmında çok ağrılı seyreden post herpetik nevralji(PHN) tablosu gelişir. Literatürde PHN’nin tedavisi için epidural steroid kullanımına dair pek çok yayın varken paradoksal bir şekilde, stereoid enjeksiyonuna bağlı gelişen PHN sadece iki olguda bildirilmiştir. Bu makalede, lumbar spinal stenozun neden olduğu bel ağrısı nedeniyle epidural steroid uygulanan kronik böbrek yetmezlikli bir hastadaki Herpes zoster tablosu sunuldu.
Herpes Zoster is a result of reactivation of Herpes zoster virus, which remains latent in the posterior root ganglia, especially in cases where the immune system is suppressed, such as malignancy, infection, the use of steroidal drugs or chronic renal failure. Some of them develop a very painful postherpetic neuralgia(PHN). While there are many publications on the use of epidural steroids for the treatment of PHN in the literature, in a paradoxic way, PHN induced by steroid injection has only been reported in 2 cases. In this article, a case of herpes zoster in a patient with chronic renal failure who underwent epidural steroid treatment for low back pain caused by lumbar spinal stenosis is reported.

12.
Pediatrik Alt Ekstremite Cerrahisi için Ultrason Eşliğinde Distal Adduktor Kanal Bloğu: Olgu Sunumu
Ultrasound Guided Distal Adductor Canal Block for Pediatric Lower Limb Surgery: A Case Report
Ahmet Murat Yayik, Ali Ahiskalioglu, Erkan Cem Çelik
doi: 10.5222/jarss.2019.92486  Sayfalar 67 - 69
Amaç: İskelet kas sistemi deformitesi cerrahisi, postoperatif ciddi ağrıya neden olan major ameliyatlardır. Bu durum özellikle pediatrik hastalarda fizyolojik ve psikolojik yan etkilerle ilişkilidir. Distal addüktör kanal bloğu yetişkin hastalarda uygulanmış, femoral ve siyatik sinirde duyusal blokaj sağladığı gösterilmiştir. Bu blok, pediatrik alt ekstremite cerrahisinde de yeterli analjezi sağlayabilir.
Yöntem: Fibular ve tibial osteotomi ile Ilizarov eksternal fiksatörü uygulanan beş yaşındaki pediatrik hastaya postoperatif distal adductor kanal bloğu uygulandı. Postoperatif 24 saatlik ağrı skorları ve ek analjezik gereksinimi değerlendirildi.
Bulgular: Postoperatif 24 saatlik ağrı skorları 0-2 arasındaydı, hasta iyi uyudu ve işlemden sonra 16 saat boyunca ek analjezik ihtiyacı olmadı.
Sonuç: Distal addüktör kanal bloğu, pediatrik alt ekstremite cerrahisi için tek bir enjeksiyon ile iki siniri bloke ederek etkili postoperatif analjezi sağlayabilir.
Objective: Skeletal-muscular system deformities surgery is a major surgery that causes severe postoperative pain. This situation is related to physiological and psychological side effects, especially in pediatric patients. Distal adductor canal block applied in adults to demonstrate sensory blockage of sciatic and femoral nerves. This block maybe provides adequate analgesia after pediatric lower extremity surgery.
Method: We performed distal adductor canal block in five-years-old pediatric patient underwent Ilizarov external fixation with fibular and tibial osteotomy. Postoperative 24-hours pain scores and additional analgesic requirement were recorded.
Results: Postoperative 24-hour pain scores were between 0-2, patient slept well, and did not require additional analgesics for 16 hours after the procedure.
Conclusion: Distal adductor canal block maybe provides effective postoperative analgesia for pediatric lower limb surgery with blocking two nerve in a single injection point.

13.
Spontan İntrakraniyal Hipotansiyon Tanılı Olguda Tekrarlanan Kan Yaması Tedavisi
Repeated Blood Patch Treatment In A Patıent With Spontaneous Intracranial Hypotension
Bülent Barış Güven, Uğur Burak Şimşek, Nazim Atilla Sezer, Temel Güner, Fulya Yurtsever, Ayşın Ersoy
doi: 10.5222/jarss.2019.08208  Sayfalar 70 - 74
Spontan intrakraniyal hipotansiyon (SİH) herhangi bir travmatik girişim olmaksızın ortaya çıkan beyin omurilik sıvısı (BOS) basıncındaki (< 6 cmH2O) düşüş ve postural baş ağrısı ile karakterize klinik bir tablodur. SİH’ın ortaya çıkış nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte büyük oranda spinal meninkslerdeki konnektif dokunun yapısal bozukluğu sorumlu tutulmaktadır. Orta-ileri yaşlı kadınlarda daha sıklıkla görülmektedir. Boyun ağrısı, bulantı, kusma, diplopi, kranial nöropatiler, vertigo, tinnitus, fotofobi, nistagmus ve işitme bozuklukları gibi nörolojik semptomlar baş ağrısına eşlik edebilmektedir. Kraniyal MR görüntüleme (MRG) ‘de pakimeningeal kontrast tutulumu ve beyin dokusunun aşağı doğru yer değiştirmesi tanıda önemlidir. Tedavi, sırasıyla konservatif yöntemler (yatak istirahatı, sıvı replasmanı, kafein), epidural kan yaması ve cerrahi yöntemlerden oluşmaktadır. Bu makalede konservatif yöntemler ile tedavi edilemeyen SİH olgusundaki epidural kan yaması uygulamasını literatürler eşliğinde tartıştık.
Spontaneous intracranial hypotension (SIH) is characterized by low cerebrospinal fluid pressure (< 6 cmH2O) and postural headache without any traumatic interference. Although the cause of the SIH is still not known, the structural defect of the connective tissue in spinal meninges is mostly responsible factor. It is more common in middle-aged women. Neurological symptoms such as neck pain, nausea, vomiting, diplopia, cranial neuropathies, vertigo, tinnitus, fotophobia, nystagmus and hearing disorders may accompany the headache. Cranial MRI (MRG) findings such as pachymeningeal contrast involvement and brain tissue displacement downwards are important in the diagnosis. Treatment consists of conservative methods (bed rest, fluid resuscitation, caffeine), epidural blood patch and surgical methods, respectively. In this case report, we have discussed the application of epidural blood patch in a patient which could not be treated with conservative methods in the light of the literatures.

14.
Chanarin Dorfman Sendromlu hastada anestezi yönetimi
Anesthesia management in patient with Chanarin DorfmanSyndrome
Alparslan Koç, Nurhan Eren
doi: 10.5222/jarss.2019.87597  Sayfalar 75 - 78
ÖZET;
AMAÇ:
Biz bu olguda Chanarin Dorfman Sendromu (CDS) tanısı olan mesane taşı nedeniyle opere edilecek bir hastada Total intravenöz anestezi (TİVA) uygulamasını irdeledik.
YÖNTEM:
Hastada özofagus varis kanaması öyküsü mevcut idi. Ayrıca tetkiklerinde INR: 1.71 sn % INR tespit edidi. Hastanın rejyonel enesteziyi reddetmesiyle birlikte genel anestezi düşünüldü. İnhaler anestezik ajanların izole hepatotoksik etkileri nedeniyle olguda TİVA tercih edilmiştir.
BULGULAR:
Hastada TİVA güvenle uygulanmış operasyon sırasında komplikasyon görülmemiştir. Operasyon sonrası bir aylık süreçte haftalık bakılan karaciğer testlerinde anlamlı değişiklik görülmemiştir.
SONUÇ:
CDS gibi nadir görülen olgularda anestezi amacıyla TİVA uygulamasının güvenle kullanılabileceği düşüncesindeyiz.
ABSTRACT;
OBJECTIVE:
In this case, we investigated Total intravenous anesthesia (TIVA) in a patient who has diagnosis of Chanarin Dorfman Syndrome (CDS) was operated for bladder stone.
METHOD:
The patient had a history of esophageal variceal bleeding. Also had an INR of 1.71 sec % INR. General anesthesia was considered when the patient refused regional enesthesia. TIVA was preferred because of isolated hepatotoxic effects of inhaled anesthetic agents.
RESULTS:
There was no complication during TIVA operation. No significant changes were observed in liver tests performed weekly during the one month period.
CONCLUCISON:
In rare cases such as CDS, we think that TIVA can be used safely for anesthesia.

LookUs & Online Makale