ISSN 1300-0578
Cilt : 28 Sayı : 3 Yıl : 2020
Index
Membership
Applications
JARSS - JARSS: 28 (3)
Cilt: 28  Sayı: 3 - 2020
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

DERLEME
2.
COVID-19 Tanılı ya da Şüpheli Hastaların Preoperatif Hazırlığı ve Ameliyathane Yönetimi
Preoperative Preparation and Operating Room Management of the Patients Who have Confirmed or Suspected COVID-19 infection
Hatice Türe, Şüheda Çelebi, Ezgi Aytaç, Ayşe Tuğluoğlu Kuşdemir, Birsel Ekici, Abdulvahap Oğuz, Tuğhan Utku, Ferdi Menda, Meral Sonmezoglu
doi: 10.5222/jarss.2020.70299  Sayfalar 137 - 149 (151 kere görüntülendi)
Amaç: Covid-19 pandemisi olarak adlandırılan virus salgını, 2019 yılı aralık ayında Çin’in Wuhan kentinden tüm dünyaya yayılmıştır. Hastalar ve hastalığı taşıyan asemptomatik vakalar nedeniyle, sağlık çalışanları açısından risk oluşturmaktadır. Özellikle ameliyathaneler, aerosol oluşturan işlemler ve olası temas açısından en riskli çalışma alanlarındandır. Bu nedenle perioperatif dönem işleyiş protokollerinin oluşturulması önem arz etmektedir.
Bu derlemede; pandemi döneminde özellik arzeden; preoperatif hasta hazırlığı, ameliyathane organizasyonu ve kişisel korunma ekipmanlarını içeren “preoperatif hasta hazırlığı ve ameliyathane işleyiş protokolümüz” sunulmuştur.
Yöntem: Bu amaçla mevcut protokoller ve literatür taraması yapılmış ve güncel bilgiler ışığında oluşturulan protokol; preoperatif hasta hazırlığı, ameliyathane işleyişinin düzenlenmesi, ameliyat bitiminde ameliyathane temizliği olmak üzere 3 alt başlık içermektedir.
Bulgular: Oluşturulan protokol 15 mart-10 Mayıs 2020 tarihleri arasında kullanılmıştır. Kurumumuzun iç işleyişine uygun olarak oluşturulan protokollerimiz eşliğinde perioperatif yönetim titizlikle uygulandığında, hasta ve çalışan güvenliği yanında, işleyişin aksamadığı görülmüştür.
Sonuç: Klinik protokoller ışığında preoperatif dönemde COVID-19 şüpheli-enfekte hastalar belirlenerek, perioperatif riskler azaltılabilir ve hastanın, sağlık çalışanlarının ve diğer hastaların güvenliği arttırılabilir.
Objective: The virus, called Covid-19 pandemic, spread from Wuhan, China to the whole world in December 2019. It poses a risk to healthcare professionals due to patients and asymptomatic cases carrying the disease. In particular, operating theaters are among the most risky work areas in terms of aerosol forming processes and possible contact. For this reason, the establishment of perioperative operation protocols are essential.
In this study; characteristic of the pandemic period; Our “preoperative patient preparation and operating room operation protocols” including preoperative patient preparation, operating room organization and personal protection equipment are presented.
Method: For this purpose, existing protocols and literature scanning have been made and the protocol created in the light of current information; It includes 3 sub-titles: preoperative patient preparation, regulation of operating room operation, operating room cleaning at the end of the operation.
Results: The protocol created was used between 15 March and 10 May 2020. When the perioperative management is exactly implemented in line with our protocols created in accordance with the internal functioning of our institution, it has been observed that the operation does not fail, besides patient and employee safety.
Conclusion: In the light of clinical protocols, COVID-19 suspected-infected patients can be identified in the preoperative period, and perioperative risks can be reduced and the safety of the patient, healthcare professionals and other patients can be increased.

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
3.
Diz Protezi Cerrahisi Sırasında Diyabetik Hastalarda İskemi-Reperfüzyon Modelindeki SCUBE-1'in Değeri
The Value of SCUBE-1 on Ischemia-Reperfusion Model in Diabetic Patients during Knee Replacement Surgery
Savas Altinsoy, Basak Gulel, Derya Özkan, Ali Yalcindag, Lütfiye Tuba Hancı, Asli Donmez
doi: 10.5222/jarss.2020.80664  Sayfalar 150 - 157
GİRİŞ ve AMAÇ: Diabetes Mellitus (DM), tüm dünyada yüksek mortalite ve morbiditesi olan yaygın bir hastalıktır.Pnömotik turnike kullanılarak diz protezi ameliyatı yapılan ve DM'i olan ve olmayan hastalar arasındaki oksidatif stres seviyesini belirlemek ve signal peptide-CUB-EGF domain-containing protein 1 (SCUBE-1) seviyelerinin malondialdehit (MDA) ve total antioksidan durumu (TAS) gibi iskemi reperfüzyon (IR) belirteçleriyle korele olup olmadığını araştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastalar diyabetik (grup D; n = 15) veya diyabetik olmayan (grup C; n = 15) olarak iki gruba ayrıldı. MDA, TAS ve SCUBE-1 üç dönemde değerlendirildi: spinal anestezi öncesi (T1), turnike indirilmeden 5 dakika önce (T2) ve turnike indirildikten 2 saat sonra (T3).
BULGULAR: Grupların demografik özellikleri benzerdi. Her iki grupta da SCUBE-1, MDA ve TAS düzeyleri bakımından tüm zaman dilimlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. SCUBE-1 seviyeleri T2'de yükseldi ve T3'te neredeyse normal seviyelere döndü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: SCUBE-1, MDA ve TAS seviyeleri turnike uygulamasının ardından arttı ve reperfüzyon döneminde azaldı. Bununla birlikte, artışın derecesi, DM olan veya olmayan hastalar arasında farklılık göstermedi. Sonuçlarımız SCUBE-1'in turnike ile ilişkili iskemi-reperfüzyon modelinin bir belirteci olarak kullanılabileceğini göstermektedir.
INTRODUCTION: Diabetes Mellitus (DM) is a common disease with high mortality and morbidity worldwide. We aimed to assess and compare the oxidative stress level between patients with, and without DM who underwent knee replacement surgery using a pneumatic tourniquet, and whether signal peptide-CUB-EGF domain-containing protein 1 (SCUBE-1) levels are correlated with other ischemia reperfusion (IR) markers such as malondialdehyde (MDA), and total antioxidant status (TAS).
METHODS: Patients were assigned into either the diabetic (group D; n =15) or non-diabetic group (group C; n=15). MDA, TAS, and SCUBE-1 were assessed at three periods: before spinal anesthesia (T1), 5 minutes before (T2) and 2 hours after deflation of the tourniquet (T3).
RESULTS: Demographic variables of the groups were similar. There were no statistically significant differences in SCUBE-1, MDA and TAS levels of both groups at all time points. SCUBE-1 levels were higher at T2 and returned to almost normal levels at T3.
DISCUSSION AND CONCLUSION: SCUBE-1 concentration, MDA and TAS increased following tourniquet application and decreased during the reperfusion period. The degree of increase, however, didn’t differ between patients with or without DM. Our results suggest that SCUBE-1 may be used as a marker of tourniquet-related ischemia-reperfusion model.

4.
Ameliyat planlanan hastalar arasında bitkisel ürün kullanımı ve bitkisel ürünlerin nötrofil lenfosit oranına etkisi: Kesitsel araştırma
The usage of herbal products among patients scheduled for surgery and the effect of herbal products on neutrophil-lymphocyte ratio: a cross-sectional study
Ali İhsan Uysal, Başak Altıparmak, Melike Korkmaz Toker, Semra Gümüş Demirbilek
doi: 10.5222/jarss.2020.95866  Sayfalar 158 - 162 (32 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Bitkisel ilaçlar giderek daha fazla kullanılmaktadır. Literatürde dünya nüfusunun yaklaşık %80’inin bitkisel ürün kullandığını bildiren yayınlar vardır. Birçok hasta bitkisel ürünleri ilaç olarak kabul etmediği için geçireceği cerrahi öncesi bitkisel ürün kullandıklarını ifade etmemektedir. Bitkisel ürünlerin çok sayıda yan etkileri olduğu bilinmektedir. Çalışmanın primer amacı, ameliyat planlanan hastalar arasında bitkisel ürün kullanımının hazırlanan anket aracılığıyla araştırılmasıdır. Sekonder olarak ise son 1 ay içinde bitkisel ürün kullanan hastaların nötrofil lenfosit oranının diğer hastalarla karşılaştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Anestezi polikliğininde hastalara 11 sorudan oluşan bir anket 3 ay süreyle uygulandı. Anket tamamlandıktan sonra hastanın aktüel hemogramındaki nötrofil ve lenfosit düzeyleri kaydedildi.
BULGULAR: Anket toplam 445 hastaya uygulandı. Katılanlardan 159 hasta şu ana kadar bir şekilde bitkisel ürün kullandığını ifade ederken 39 hasta ise son 1 ay içerisinde kullandığını söyledi. Bitkisel ürün kullananların ve kullanmayanların eğitim durumunda istatistiksel farklılık yokken, yaş ve cinsiyet açısından farklılık vardı. 280 hasta daha önceki cerrahileri sırasında bitkisel ürün kullanımlarının sorgulanmadığını belirtti. Son 1 ayda bitkisel ürün kullananların nötrofil lenfosit oranları kullanmayanlarınkinden daha düşüktü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bitkisel ürünlerin potansiyel problemleri arasında koagulasyon bozukluğu (kanama ve antikoagulasyon), kardiyovaskuler yan etkiler (hipertansiyon,ödem ve kardiyak ritm bozulması), su ve elektrolit bozukluğu (sodyum retansiyonu ve hipokalemi), hepatotoksite ve anestezik ajan etkisinde uzama (konfüzyon ve sedasyon), endokrin etkiler (hiperglisemi ve hipoglisemi) sayılabilir. Nötrofil/lenfosit oranı (NLO), tam kan testindeki nötrofil ve lenfosit değerleri kullanılarak hesaplanan ve günümüzde popülaritesi günden güne artan bir göstergedir. Anestezi uzmanları bitkisel ürün kullanımı hususuna daha fazla dikkat etmelidirler.
INTRODUCTION: Herbal medicines are increasingly used. There are publications in the literature reporting that approximately 80% of the world population uses herbal products. Since many patients do not accept herbal products as medicines, they do not state that they used herbal products before surgery. Herbal products are known to have many side effects. The primary purpose of the study is to investigate the use of herbal products among the patients planning surgery through a questionnaire prepared. Secondary, it was aimed to compare the neutrophil lymphocyte ratio of patients who used herbal products in the last 1 month with other patients.
METHODS: A questionnaire consisting of 11 questions was administered to the patients in the anesthesia policlinic for 3 months. After completion of the questionnaire, neutrophil and lymphocyte levels on the current hemogram were recorded
RESULTS: The questionnaire was administered to a total of 445 patients. 159 of the participants stated that they have been using herbal products so far, while 39 of them stated that they have been using them in the last month. While there was no statistical difference in educational status of users and non-users of herbal products, there was a difference in terms of age and gender. 280 patients stated that the usage of herbal products was not questioned during previous surgeries. Neutrophil-lymphocyte rates were lower in herbal products than in non-users.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Potential problems of herbal products are coagulation disorder (bleeding and anticoagulation), cardiovascular side effects (hypertension, edema and cardiac rhythm impairment), water and electrolyte disorder (sodium retention and hypokalemia), hepatotoxicity and prolongation of anesthetic agents (confusion and sedation), endocrine effects (hyperglycemia and hypoglycemia). Neutrophil / lymphocyte ratio is an indicator that is calculated by using neutrophil and lymphocyte values and its popularity is increasing day by day. Anesthesiologists should pay more attention to the use of herbal products.

5.
Fiberoptik Bronkoskopi Rehberliğinde veya Kör Açılan Perkutan Trakeostomi İşleminin Genel Yoğun Bakım Ünitelerinde Kıyaslanması
Comparison Of Percutaneous Tracheostomy Process In General Intensive Care Units With Or Without Fiberoptic Bronchocopy Guidance
Zerrin Özçelik, Yücel Gültekin
doi: 10.5222/jarss.2020.52714  Sayfalar 163 - 169
GİRİŞ ve AMAÇ: Perkutan dilatasyonel trakeostomi (PDT), yoğun bakım hastalarında sıklıkla uygulanan bir işlemdir. PDT yöntemi, daha güvenli olduğu ve daha az doku hasarı oluşturduğundan fiberoptik bronkoskopi (FOB) ile desteklenebilir. Çalışmamızda kör ve FOB rehberliğinde açılan PDT işleminin retrospektif olarak değerlendirilmesi ve komplikasyon oranlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Genel Yoğun Bakım Ünitelerinde Ocak 2017-Ocak 2018 tarihleri arasında Griggs yöntemi ile kör ve FOB eşliğinde açılan perkutan trakeostomi olguları retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların yaş, cinsiyet, yoğun bakım yatış ve PDT açılma tanıları, trakeostomi açılmasına kadar geçen süre (gün) ve toplam işlem süresi, mortalite bilgisi hasta dosyalarından elde edildi. İşlemle ilgili, PDT esnasında ve ilk 24 saatte gözlenen komplikasyonlar erken, 24 saat sonrası gözlenenler ise geç komplikasyonlar olarak değerlendirildi. Erken komplikasyonlar, minör kanama, cerrahi kanama, subkutan amfizem, pnömotoraks, yanlış pasaj, aritmi, hipotansiyon, hipoksi, hiperkapni, cerrahi trakeostomiye geçilmesi olarak tanımlanmıştır.
BULGULAR: Çalışmaya toplam 103 hasta alındı. PDT işlemi 44 (%42.7) hastaya kör (kör-PDT), 59 (%57.3) hastaya ise FOB rehberliğinde(FOB-PDT) uygulandı. İşlem esnasında SaO₂ değerleri, kör-PDT ve FOB grubunda %98 (%93, %100) ve %75 (%40, %100) olarak bulundu. Toplam PDT işlem süresi ise kör-PDT ve FOB-PDT grubunda sırasıyla 20±6 dakika ve 25.2±6 dakika idi. Kör-PDT grubunda işlem esnasında 14 hastada (%31.8) erken komplikasyon gelişirken 6 hastada (%13) majör komplikasyon gelişti. FOB-PDT grubunda işlem esnasında gelişen erken komplikasyon 8 hasta (%13.5) idi. Bu grupta bir hastada (%1.7) cerrahi gerektirecek majör kanama gelişti. Bir hastada da (%1.7), trakeostominin 270. günde trakeoözefageal fistül gözlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: PDT’nin FOB eşliğinde yapılmasının daha güvenli olduğunu düşünüyoruz. FOB eşliğinde PDT işlem süresi uzun olsa da, işleme ait komplikasyonların azaldığını tespit ettik.
INTRODUCTION: Percutaneous dilatational tracheostomy(PDT) is a routine procedure in the intensive care unit. PDT can be performed by using fiberoptic bronchoscopy (FOB), that it increases safety.and causes less complications and tissue damage. The aim of this study was to determine whether the use of a FOB decreases the complication rate and improves safety.
METHODS: PDT cases performed with or without FOB by Griggs method between January 2017 and January 2018 were evaluated retrospectively. The age, gender, intensive care hospitalization and PDT opening diagnoses, the time (days) until the opening of the tracheostomy and total procedure time, mortality were obtained from patient documents. Complications observed in the first 24 hours were evaluated as early and 24 hours later as late complications. Minor bleeding (< 10 mL), hypotension, arrhythmia, hypercapnia, hypoxia were considered as minor complications. Major hemorrhage, pneumothorax, hemothorax, false passage, subcutaneous emphysema were defined as major complications.
RESULTS: During the study, 103 intensive care patients data recorded retrospectively. PDT procedure was performed without FOB in 44 patients (42.7%) and with FOB in 59 patients (57.3%). During the procedure, SaO₂ values were found as 98% (93%,100%) and 75% (40%,100%) in without and with FOB groups. Total PDT procedure duration was 20 ± 6 minutes in without FOB group and 25.2 ± 6 minutes in with FOB group. Fourteen patients (31.8 %) developed early complications and 6 patients (13 %) major complications in without FOB group. The rate of early complications during the FOB-PDT group was 13.5 % (8 patients). One patient (1.7%) developed major bleeding. Tracheoesophageal fistula was observed in one patient (1.7%) on 270th day in intensive care unit in with FOB group.
DISCUSSION AND CONCLUSION: We think that it is safer to perform PDT with FOB. Although the duration of FOB-guided PDT procedure was longer, we found that the complications of the procedure were reduced.

6.
Video Yardımcılı Torakal Cerrahi Sonrası Postoperatif Analjezi Yönetimi Için Ultrason Rehberliğinde Yapılan Erektor Spina Plan Bloğu Ve Torakal Paravertebral Blok Etkinliği: Prospektif, Randomize, Kontrollü Çalışma
Ultrasound-Guided Erector Spinae Plane Block and Thoracic Paravertebral Block for Postoperative Analgesia Management Following Video-Assisted Thoracic Surgery: A Prospective, Randomized, Controlled Study
Bahadır Çiftçi, Mürsel Ekinci, Erkan Cem Çelik, Ismail Cem Tukac, Birzat Emre Gölboyu, Mehmet Zeki Gunluoglu, Yunus Oktay Atalay
doi: 10.5222/jarss.2020.07769  Sayfalar 170 - 178 (1 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmamızda video yardımcılı torakal cerrahi yapılan hastalarda postoperatif analjezi yönetimi için ultrason (US) eşliğinde yapılan erektor spina plan bloğu (ESPB) ve torakal paravertebral bloğun (TPVB) kontrol grubuna göre etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmaya her grup için 30 hasta olmak üzere toplam 90 hasta dahil edilmiştir. Çalışma üç gruptan oluşmaktadır; Grup ESPB, Grup TPVB ve Kontrol Grubu. ESPB ve TPVB gruplarındaki hastalara preoperatif olarak US eşliğinde blok yapıldı. Tüm gruplardaki hastalara fentanil içeren hasta kontrollü analjezi (HKA) uygulandı. Hastalar vizuel analog skala (VAS), opioid tüketimi ve yan etkiler kaydedilerek değerlendirildi.
BULGULAR: Tüm zaman aralıklarında fentanil tüketimi ve VAS Grup ESPB ve Grup TPVB de kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşüktü (p < 0.001). Blok işlem süresi ESPB grubunda anlamlı olarak daha kısaydı ve iğne ile tek giriş başarısı ESPB grubunda TPVB grubuna göre anlamlı olarak daha yüksekti (p < 0.001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: ESPB ve TPVB, video yardımcılı torakal cerrahi yapılan hastalarda kontrol grubuna göre etkili analjezi oluşturmaktadır. ESPB, TPVB ye göre daha kısa işlem süresi ve daha yülsek iğne ile tek giriş başarı oranına sahiptir.
INTRODUCTION: Evaluation of the ultrasound (US)-guided erector spinae plane block (ESPB) and thoracic paravertebral block (TPVB) compare to no intervention control group for postoperative pain management in video assisted thoracic surgery (VATS) patients.
METHODS: Three groups - ESPB group, TPVB group and control group (n = 30 per group) were included in this prospective, randomized, controlled study. The US-guided blocks were performed preoperatively in the ESPB and TPVB groups. Intravenous patient-controlled postoperative analgesia via fentanyl was administered in all of the patients. Postoperative pain was assessed via visual analogue scale (VAS) scores, opioid consumption, and adverse events.
RESULTS: The fentanyl consumption and VAS at all time intervals was significantly lower both in ESPB and TPVB groups compared to the control group (p < 0.001). Block procedure time was significantly lower and success of one time puncture was higher in group ESPB as compared with that in group TPVB (p < 0.001).
DISCUSSION AND CONCLUSION: ESPB and TPVB provided more effective analgesia compared to control group following VATS. ESPB had a shorter performance time and higher success of one-time puncture compared to TPVB.

7.
Laparoskopik Kolesistektomide Postoperatif Ağrı için Ultrason Rehberliğinde Erektor Spina Plan Bloğun Etkinliği. Retrospektif Kohort Çalışma
The Efficacy of Ultrasound-Guided Erector Spinae Plane Block for Postoperative Analgesia in Laparoscopic Cholecystectomy. A Retrospective Cohort Study
Omer Karaca, Huseyin Ulaş Pınar
doi: 10.5222/jarss.2020.02886  Sayfalar 179 - 187
GİRİŞ ve AMAÇ: Laparoskopik kolesistektomi (LK) orta dereceden şiddetli dereceye kadar ağrıya neden olur. Her ne kadar minimal invaziv bir cerrahi olsa da, mevcut çalışmada ultrason altında bilateral erektor spina plan bloğunun (ESPB) etkinliğinin ve güvenilirliğinin değerlendirmesi planlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Nisan 2017 ile Kasım 2018 tarihleri ​​arasında LK uygulanan 234 hasta retrospektif olarak incelendi. İki yüz hasta iki gruba ayrıldı: Sadece intravenöz (iv) hasta kontrollü analjezi (HKA) alan Kontrol Grubu (Grup C, n = 100) ve iki taraflı ESPB alan ESPB Grubu (Grup E, n = 100) (bupivakain 0.25, 50 mi) ve iv HKA. Ayrıca blokla ilgili komplikasyonlar da kaydedildi.

BULGULAR: Grup E' deki sayısal derecelendirme skorları anestezi sonrası bakım ünitesinde (ASBÜ), 1., 2., 4., 6. saatlerde (p <0.0001) ve 8. saatte (p <0.05) düşüktü. Postoperatif dönemde fentanil tüketimi Grup E' de daha düşüktü (p <0.0001). PACU ve hastanede kalış süreleri Grup E' de daha kısaydı (p <0.0001). Kurtarma analjezik ihtiyacı Grup E' de daha düşüktü (p <0.0001). İntraoperatif fentanil gereksinimi Grup E' de daha düşüktü (p <0.0001). Yardımsız yürüme süresi Grup E' de daha kısaydı (p <0.0001). Bulantı ve kusma insidansı Grup E' de daha düşüktü (p <0.05). Blokla ilişkili herhangi bir komplikasyonla karşılaşılmadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bilateral ultrason eşliğinde ESPB, daha iyi analjezi sağlar ve laparoskopik kolesistektomi sonrası yardımsız yürüme süresini ve hastanede kalış süresini kısaltmaktadır.
INTRODUCTION: Laparoscopic cholecystectomy (LC) causes modere to severe pain. Although it is a minimal invasive surgery. The present study was planned to evaluate the efficacy and safety of bilateral erector spinae plane block under ultrasound (ESPB).


METHODS: A total of 234 patients who underwent LCs between April 2017 and November 2018 were retrospectively analyzed. Two hundred patients were divided into two groups: The Control Group (Group c, n=100) who received only intravenous (iv) patient-controlled analgesia (PCA) and the ESPB Group (Group E, n=100) who received bilateral ESPB (bupivacaine 0.25, 50 ml) and iv PCA. Also, the block related complications were recorded.
RESULTS: The numeric rating scores in the Group E were lower at the post-anesthetic care unit (PACU),1st, 2 nd, 4th, 6th hours (p<0.0001) and 8th hour (p<0.05). The fentanyl consumption during postoperative period was lower in the Group E (p<0.0001). PACU and hospital stay durations were shorter in the Group E (p<0.0001). The rescue analgesic need was lower in the Group E (p<0.0001). Intraoperative fentanyl requirement was lower in the Group E (p<0.0001). The unassisted walking time was shorter in the Group E (p<0.0001). The incidence of nausea and vomiting was lower in the Group E (p<0.05). No block-related complications were encountered.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Bilateral ultrasound guided ESPB provide superior analgesia and shortens unassisted walking time and hospital stay after laparoscopic cholecystectomy.

8.
Uyandırma Odasında Hasta Takibinde Modifiye Alderete Skorlama Sistemi ( MASS ) İle Çalışmanın Postoperatif Komplikasyon Görülme Sıklığı Üzerine Etkisi: Retrospektif Çalışma
Comparing the Prevalence of Postoperative Complications in Groups of Patients Followed Up in the Recovery Room with and without the Use of the Modified Aldrete’s Scoring System (MASS): A Retrospective Study
Harun Özmen, Bahar Aydınlı, Lale Titiz, Didem Derici
doi: 10.5222/jarss.2020.86548  Sayfalar 188 - 193
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmayla uyandırma odasında skorlama sistemini kullanmanın, uyandırma odasında takip edilen hastalarda postoperatif komplikasyonu gelişmesi üzerine etkisini retrospektif olarak göstermeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Mersin Devlet Hastanesi’nde 2010-2017 yılları arasında opere edilmiş hasta dosyalarını inceledik. Anestezi sonrası uyandırma odasında Modifiye Aldrete Skorlama Sistemi (MASS) ile takip edilen(MASG) ve skorlama sistemi kullanılmadan (KG) takip edilen hastalarda, uyandırma odasında ve erken dönemde serviste gelişen komplikasyonlar kayıt altına alındı. İstatistiksel analiz için Statistiva13.3 proğramı kullanıldı
BULGULAR: Uyandırma odasında kalış süresi MASG'da KG'a göre uzundu. Her iki grupta minör komplikasyon oranı birbirine yakın olarak saptandı. Kontrol grubunda bir hastada majör komplikasyon olarak kardiyopulmoner resusitasyona cevap veren kardiyak arrest geliştiği saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Uyandırma odasında, skorlama sistemi kullanılmayan hastalarda skorlama sistemi kullanılan hastalara göre daha ciddi komplikasyonlar geliştiğini saptadık. Hastaların servise aktarılmaları sırasındaki hasta güvenliği, anestezi uyandırma odalarında gelişmiş bir altyapıya sahip olmak, eğitimli sağlık personeli istihdam etmek ve MASS gibi algoritmalar kullanmaya bağlıdır.
INTRODUCTION: This retrospective study aims to demonstrate whether using scoring systems affects postoperative complications of patients in the recovery room as well as its contribution to patients’ safety
METHODS: We examined files of patients operated in Mersin Public Hospital between 2010 and 2017. In the recovery room after anesthesia, complications developed in the wake-up room and in the early period were recorded in patients who were followed up by the Modified Aldrete Scoring System (MASS) (MASG) and without using the scoring system (CG). We used Statistica 13.3 program for statistical analyses..
RESULTS: The duration of stay in the recovery room was more in MASG than CG. The minor complication rate was close in both groups. In the CG, one patient had a cardiac arrest, as a major complication, which responded cardiopulmonary resuscitation.
DISCUSSION AND CONCLUSION: We determined that more serious complications developed in patients without the scoring system used in the recovery room than patients with the scoring system.
Safety of patients during their transfer to the service depends on having an advanced substructure in anaesthesia recovery rooms, employing trained health personnel and using algorithms such as the MASS.


9.
Sezaryende Uygulanan Anestezi Tekniklerinin ve Yenidoğan Apgar Skoru Üzerine Etkili Faktörlerin Retrospektif Analizi: İlçe Devlet Hastanesi Örneği
Retrospective Analysis of Anesthesia Techniques Applied in Cesarean Section and Factors Effective on Neonatal Apgar Score: Case of District State Hospital
Selda Kayaaltı
doi: 10.5222/jarss.2020.68552  Sayfalar 194 - 202 (4 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Sezaryende hangi anestezi tekniğinin uygulanacağı hastanın kliniğine, tercihine ya da anesteziyologun tecrübesine göre yapılmaktadır. Bu çalışmada son 5 yılda (2015-2019) hastanemizde yapılan sezaryenlerde uygulanan anestezi tekniklerinin değerlendirilmesi amaçlandı. İkincil amacımız intraoperatif hemodinamik parametreler ve yenidoğan Apgar skorları ile ilişkili faktörlerin belirlenmesiydi.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Etik kurul onayı alındıktan sonra 2015-2019 yılları arasında hastanemizde sezaryene alınan 691 olgu çalışmaya alındı. Hastane bilgi sistemi ve hasta dosyalarından hastalara ait demografik veriler, sezaryenlerde uygulanan anestezi teknikleri, spinal anestezi başarı oranları, intraoperatif hemodinamik komplikasyonlar, kullanılan ilaç dozları, anne hemoglobin düzeyi ve yenidoğan Apgar skorları (1. ve 5. dk.) gibi bilgilere ulaşıldı. Elde edilen veriler retrospektif olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Sezaryenlerin 535’i (%77.42) genel, 156’sı (%22.58) spinal anestezi altında yapılmış olup, spinal anestezi oranları oldukça düşüktü. Genel anestezi oranları acil ve elektif şartlarda sırasıyla %72.5 ve %77.7 olarak bulundu. Spinal anestezi uygulamalarında genel anestezi uygulamalarına oranla hipotansiyon (p<0.001) ve bradikardi (p<0.001) görülme oranı anlamlı olarak daha yüksekti. Spinal anestezi uygulananlarda Apgar skorları anlamlı olarak yüksekti (p<0.001 ve p=0.009).
TARTIŞMA ve SONUÇ: İlçe hastanemizde spinal anestezi oranlarının yurt içi ve yurt dışında yapılan çalışmalara kıyasla oldukça düşük olduğu bulundu. Spinal anestezi uygulamalarında genel anesteziye oranla daha fazla hemodinamik bozukluk yaşanmasına rağmen yenidoğan Apgar skorları spinal anestezi uygulanan annelerin bebeklerinde anlamlı olarak daha yüksekti. 2. basamak devlet hastanelerinde yapılan sezaryenlerde genel durumun değerlendirilebilmesi ve spinal anestezi oranlarının artması için yapılabileceklerin belirlenmesi için daha fazla sayıda ve kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
INTRODUCTION: Which anesthesia technique will be applied in cesarean section is made according to the patient's clinic, preference, or anesthetist's experience. In this study, it was aimed to evaluate the anesthesia techniques applied in cesarean sections in our hospital in the last 5 years (2015-2019). Our secondary aim was to determine the factors associated with intraoperative hemodynamic instability and newborn Apgar scores.
METHODS: After the approval of the ethics committee, 691 cases who underwent cesarean section in our hospital between 2015 and 2019 were included in the study. Information such as demographic data of patients, anesthesia techniques applied in cesarean sections, spinal anesthesia success rates, intraoperative hemodynamic complications, drug doses, maternal hemoglobin level and newborn Apgar scores (1st and 5th min.) were obtained from the hospital information system and patient files. The data obtained were evaluated retrospectively.
RESULTS: 535 (77.42%) of cesarean sections were performed under general anesthesia and 156 (22.58%) were under spinal anesthesia, and spinal anesthesia rates were very low. General anesthesia rates were found to be 72.5% and 77.7% in emergency and elective conditions, respectively. The incidence of hypotension (p<0.001) and bradycardia (p<0.001) were significantly higher in spinal anesthesia than in general anesthesia. Apgar scores were significantly higher in patients undergoing spinal anesthesia (p<0.001 and p=0.009).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Spinal anesthesia rates in our district hospital were found to be quite low compared to the studies conducted at domestic and abroad. Although spinal anesthesia applications had more hemodynamic instability compared to general anesthesia, newborn Apgar scores were significantly higher in infants of mothers who underwent spinal anesthesia. Further and comprehensive studies are needed to evaluate the general situation in cesarean sections in second level hospitals and to determine what can be done to increase the rates of spinal anesthesia.

10.
Sezaryen operasyonları sonrası farklı yöntemler arasında postoperatif analjezik etkinliğin karşılaştırılması
The Comparison Of Postoperative Analgesic Efficacy Of Different Methods After Cesarean Operation
Gülay Ok, Eralp Çevikkalp, Burcu Artunc Ulkumen, Koray Erbüyün, Pinar Solmaz Hasdemir, Beyhan Ccengiz Özyurt, Demet Aydın
doi: 10.5222/jarss.2020.74946  Sayfalar 203 - 208
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmada sezaryen operasyonu yapılan olgularda, genel anesteziye eklenen transversus abdominis plan bloğu(TAP)ile epidural anestezi ve spinal anestezinin postoperatif analjezik etkileri karşılaştırıldı.Sezaryen operasyonu sonrası TAP bloğun etkinliği belirlenmeye çalışıldı
YÖNTEM ve GEREÇLER: Etik Kurul (25.03.2015/142)izni alındıktan sonra, elektif şartlarda sezaryen operasyonu planlanan olgular, spinal anestezi, epidural anestezi ve genel anestezi olmak üzere 3 gruba ayrıldı.Bu araştırma, genel anesteziye eklenen TAP yapılan 30 olgu(Grup T) ile epidural anestezi yapılan 32 olgu(Grup E) ve spinal anestezi yapılan 30 olgu(Grup S) olmak üzere toplam 92 olgudan oluşmaktadır. Tüm olgulara operasyon bitiminde diklofenak sodyum 75 m IM uygulandı.Olguların postoperatif ağrılarının ne zaman başladığı ve Görsel Analog Skala(GAS)’ya göre hangi şiddette olduğu ve olguların ek analjezik gereksinimleri ile postoperatif 0.saat,1.saat, 4.saat 6.saat ve 12.saatteki kalp atım hızı, kan basıncı,periferik O2 saturasyonu, solunum sayıları ile görülen yan etkiler kaydedildi.Postoperatif dönemde olguların ek analjezik gereksinimleri olduğunda 50 mg tramadol Iv uygulandı.
BULGULAR: Postoperatif analjezik gereksinimi açısından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmadı(Tablo 2).Grup T’de de Grup S’ye göre daha az tramadol tüketimi gerçekleşmiştir(p<0,05).Olguların görsel ağrı skorları karşılaştırıldığında 0.saat, 1.saat ve 6.saatlerde GAS skorları Grup E’de Grup S ve Grup T’ye göre anlamlı düşük saptandı.6. saat GAS değerleri karşılaştırıldığında da Grup T Grup S ye göre daha az ağrı gözlenmiştir(p<0,05)
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda epidural anestezinin postoperatif analjezik etkinliğinin daha belirgin olduğu ve postoperatif tramadol tüketimini azaltmada en etkin yöntem olduğu bulunmuştur.TAP blok uygulanan hastalarda da postoperatif analjezi etkinliği artmakta ve tramadol ihtiyacı azalmaktadır.epidural uygulanmayan olgularda etkin bir postoperatif analjezi sağlamak ve anne ile bebeğin konforunu arttırmak için TAP blok bir alternatif olarak kullanılabilir.
INTRODUCTION: In this study,we compared postoperative analgesic effects of general anesthesia followed with transversus abdominis plane block(TAPB)or epidural or spinal anesthesia and we aimed to figure out the efficacy of TAPB for the postoperative pain.
METHODS: The study population with elective cesarean operations was dividen in three subgroups as spinal,epidural and general anesthesia.Group T consisted of 30 cases with general anesthesia and TAP;Group E consisted of 32 cases with epidural anesthesia;Group S consisted of 30 cases with spinal anesthesia.All the cases had diclophenac sodium 75mg intramuscularly after the operation.Data about the postoperative pain(the beginning time of the pain,the severity of the pain evaluated with VAS(visual analog scale)and the need of adjuvan analgesics)was recorded.İn addition,heart rate,blood pressure,peripheric oxygen saturation,respiration rates at 0.,1.,4.,6.and 12.hours were recorded.Side effects such as neusea vomitting,urinary retension were also evaluated.İf the patient needed any additional postoperative analgesics,50mg tramadol was applied intravenously.
RESULTS: There was no significant difference between the groups regarding postoperative analgesia need(Table-2).Postoperative tramadol need was fewest for patients in Group E and mostly for patients in Group S(p<0.05).VAS scores at 0.,1.and 6.hours were significantly lower for patients in Group E(p<0,05).Regarding the groups T and S,VAS at 6.hours were significantly lower in Group T when compared with Group S(p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: We found that the efficacy of the epidural anesthesia was more prominent and the best method for decrease the tramadol consulmption postoperatively.TAPB increased the postoperative analgesic efficacy and decreased the tramadol consumption.In order to increase the comfort of the mother and newvorn,TAPB may be an option for patients without epidural anaesthesia

OLGU SUNUMU
11.
Akciğer kanserine bağlı kemik metastazı nedeniyle gelişen şiddetli hiperkalsemide sürekli venö-venöz hemodiyafiltrasyon: Bir olgu sunumu
Continuous veno-venous hemodiafiltration in severe hypercalcemia due to metastatic lung cancer: A case report
Bahattin Tuncali, Gizem Cabbaroğlu, Ayse Gül Temizkan Kirkayak, Pınar Zeyneloglu
doi: 10.5222/jarss.2020.97658  Sayfalar 209 - 212
En sık olarak neoplastik hastalıklar ve primer hiperparatiroidi nedeniyle gelişen şiddetli hiperkalsemi, nörolojik, kardiyovasküler ve renal fonksiyonlarında ciddi bozulmalara yol açabilen, nadir ancak hayatı tehdit edici bir elektrolit bozukluğudur. Bu makalede metastatik akciğer kanserine bağlı ciddi hiperkalsemi, akut böbrek hasarı ve bozulmuş hemodinami nedeniyle yoğun bakımda sürekli venöz venöz hemodiafiltrasyon (CVVHDF) ve destek tedavisi ile başarıyla tedavi edilen olguyu sunduk.
Severe hypercalcemia most often caused by neoplastic diseases and primary hyperparathyroidism is a rare but life-threatening electrolyte disorder which can lead to serious impairments in neurological, cardiovascular and renal functions, Herein, we present a patient with severe hypercalcemia due to metastatic lung cancer, acute kidney injury and impaired hemodynamics who was successfully treated with continuous veno venous hemodiafiltration (CVVHDF) and supportive therapy in intensive care unit.

12.
Möebius syndrome, what anesthesiologist should consider about: a case report
Masoud Nashibi, Parisa Sezari, Farhad Safari, Ahmad Naderi, Kamran Mottaghi
doi: 10.5222/jarss.2020.18480  Sayfalar 213 - 216
Objective: First described in 1888, Möebius syndrome is a variety of cranial nerve palsy combinations mainly involving sixth, seventh and eighth cranial nerves. Although rare, affected infants and children might be referred to anesthesiologists for many types of ophthalmologic or otologic surgeries. Data on anesthetic management of such patients are scarce and case reports can be a source of useful information for anesthesiologists throughout the world.
Case: Since it involves facial muscles and their development, affected patient potentially may be a case of difficult airway as well; although it is rare. Malignant hyperthermia is another potential threat.
We report a known case of Möebius syndrome candidate for cochlear implantation under general anesthesia.
Conclusion: Although our case was uneventful, the anesthesiology team has to be prepared for potential risks such as difficult airway management or malignant hyperthermia in these patients.

EDITÖRE MEKTUP
13.
Prone positioning in emergency surgery during COVID-19
Sanjeeb Giri, Abhishek Singh, Rashmi Ramachandran
doi: 10.5222/jarss.2020.36036  Sayfalar 217 - 218
Makale Özeti | Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale